Kişisel bir Tufan günlüğü

En sonuncu

Cümleleri tavana bakarak kuruyorum, canım!

Daha dün liseliydin, gençtin, çocuktun. Bugün üniversiteli oldun ya, olgunlaştığını sandın.

İnsanlar armutlardan farklı olarak, yaşla olgunlaşmazlar ama. Yaşadıkları olgunlaştırır insanı, büyütür.

Sen hala heyecanlısın, olgunluk sakinlik demektir. Sen hala savunmak için saldırıyorsun, olgunluk huzur demektir.

Kusura bakma canım, sen de hala cümlelerini tavana bakarak kuruyorsun.

Aslında güldüğüm kadar da komik değildi!

Şimdi geriye bakıp düşününce, ne kadar çok şeye gülmüşüz onu farkettim.

Lise 3 gibi mesela, ya da üniversite 2′de falan… Çılgınlar gibi gülmüşüz ama hiç gerek yoktu.

Bazı espirileri şakaları hatırladım, aslında güldüğümüz kadar komik değildi.

Olgunluk mu şimdi bu?

Kendimi öldürmek istiyorum.

Önemli olan katılmaktı

Hayatın anlamını sorguladığımız bir dönemin daha sonuna geldik. Sınav dönemi!

Sınav dönemlerinin en sevdiğim yanı eğlenceye çok açık olması. Geçtiğimiz sene House m.d.’nin 5 sezonunu yine böyle bir dönemde izlemiştim.

Tabi siz bunları yaparken arkadaş çevreniz deliler gibi ders çalışıyor olacak. Bu yüzden durumu çaktırmamanız gerek. Onların arasına karışıp siz de tedirginmişsiniz gibi yapmalısınız.

Bir sonraki sınav döneminde aşağıdaki dizileri izleyebilirsiniz:

  • Person of Interest
  • Walking Dead
  • Dexter
  • Spartacus

Sınav döneminde hunharca eğlenenlere gelsin: Çılgınsın meeen!

şimdi ben buraya neden çıktım?

Bazen insan, fark etmeden hayatın içinde sürüklenir. Farkında olmadan gitmek istediği yoldan sapar. Bambaşka yerlere gelir. Sonra da der ki “benim burda ne işim var?”.

Dedim ki matematiğim kötü, dedim ki deli saçması.(kanıt) Peki şimdi benim istatistik bölümünde, matematiğin göbeğinde ne işim var?

Olay tamamen inada bindi. Sırf o dersleri veremiceğimi sandığım için, inadına matematikle uğraşıyorum.

Ama öyle boş uğraşlar da değil. Bakın, burada dedim ki ‘ben çok biliyorum‘. Oradaki yazımda da hayatımda değişiklik yapıcağımı söylemiştim.

Bir sınav dönemi daha yaklaşırken ellerimi iki yana açıp bağırıyorum:

AL SANA DEĞİŞİKLİK!

İyi, Antonov’u kullan!

Eğer videoyu önce izlediyseniz, iyi. Çünkü ben de tıpkı donmadan kaçmaya benzer bir durumu anlatıyorum bu yazıda.

Geçmişinden kaçma…

Çocukluk dönemi çok önemli. İnsanın karakterine etki ediyor. İçinde yetiştiği ortam, çevre kişinin karakterini etkiliyor.

Ama çocukluğun gözden kaçan önemli unsuru var orda. Çocuklar, yakın çevrelerinden kendilerine özel bir dünya kurar ve gerçek dünyayla kendini soyutlar. Çünkü orda ihtiyacı olan herşey vardır. Bu dünyayı mahalle arkadaşları da oluşturabilir, anasınıfı arkadaşları da veya ilkokul arkadaşları da oluşturabilir. Belki de apartman komşusudur ama genellikle kendi yaşıtları vardır o dünyada.

Sonra çocuk büyür, genç olur. Genç olur ama adam olamaz henüz. Yeni çevrelere, yeni dünyalara girmeye başladığında uzaydan gelmiş gibi hisseder kendini. Dünyası genişlediğinde farklı sosyal değerlerle karşılaşır. Yeni dünyasında kendini kabul ettirmek için bu yeni değerlere hızlıca adapte olmak ister.

Bu adaptasyona geçmişini reddetmekle başlar. Başka biri olmayı dener. Durumun şartlarında bunu daha uygun bir seçenek gibi görür. Ama geçmişi reddetmek insanı iyiye götürmez.

Geleceğine sahip olmak için önce geçmişini mi kabullenmelidir yoksa geçmişini reddetmeden yeni bir geleceğe sahip olamaz mı, genç bunu bilemez.

Geçmişinden kaçamazsın. Sen donmadan kaçma diye birşey duydun mu? Yani New York arkandan geliyor, sen de koşarak uzaklaşmaya çalışıyorsun.

Yanlızca 1-2 uçuş denemesiyle Antonov’u kullanamazsın!

Sonunda kendi yazdığın yeni geçmişin, üzerinde emanet durur. Komik olur. Olmaz. Olabilir.

Şimdi onları ibretle izliyorum. Hikayenin sonunu biliyorum da, gelişme bölümü çok heyecanlı, çok gerilimli. Ben o gerilimi seviyorum.

Hayat ne garip

En son mayıs ayında yazmışım.  Onu da güzel yazamamışım. Ben aslında buranın varlığını bile unutmuştum. Tesadüfen aklıma geldi.

Mayıs’tan bu yana pek çok ilginç şey oldu. Ama hiç birinden bahsetmicem. Neden hep ilginç şeyleri anlatırız ki zaten? Aslında sıradan olan bizim için daha değerli değil mi? Bütün gençliğimizi, yaşlılığımızda rutin bir hayatımız olsun diye harcamıyor muyuz?

Ben bu yazıda sıradan şeylerden bahsetmek istiyorum. Mesela programlamadan mezun olup istatistiğe devam ediyor olmam gibi. o yüzden şu sıra en çok cevap vermeye çalışıtığım soru ‘ben burda ne arıyorum?’ oldu.

O konuda daha sonra bol bol yazıcam.

Sizi şuradaki tumblr bloguma alayım. Arada elime geçen güzel, yaratıcı veya ilginç fotoğraf veya çizimleri paylaşıyorum. Arada ziyaret edin, güzel şeyler atıcam oraya.

Kelimelerime burada son verirken sizi Judas Gökhan’la başbaşa bırakıyorum…

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.